"Her kalp bir büyük dünya
Ve bir kalp kırıldığında
Hayata dair ne varsa
Üzerinde o dünyanın başlar yok olmaya"
Her şeyin dengesinin bozulduğu, anlatmanın bile rahatımı kaçırdığı sene.. 2009-2010 Eğitim Öğretim Yılı. O sene okullar açıldığında hem bütün yaz cevap alamadığım karameli göreceğim için hem de ortaokul döneminden arkadaşım olan yılan ve gök bizim okulu kazandığı için ayrı bir heyecanlıydım. Kısa dönemli bir sevgilim olmuştu (şimdi öğrendim ki geçen sene evlenmiş). Okulun açıldığı gün ayrılmıştım ondan, çocuk bizim okula geçmişti yani artık bizim okuldaydı ama sorun yoktu çünkü birbirimize karşı zerre kadar bile özel sevgi barındırmıyorduk.
Dil bölümünü seçmiştim, karamel matematik-fen bölümündeydi; yani sınıflarımız artık ayrıydı ama bu sene aynı servise düşmüştük. Okulun ilk günü servis ilk bizi bırakmıştı ve ben servisten inerken gıcık karamelin "oh bee" çektiğini benim de "gerizekalı" diye bağırdığımı çok net bir şekilde hatırlıyorum. Birkaç defa konuşmaya çalıştım ama beni görmezden geldi ya da yüzüme bile bakmayarak, hiçbir şey söylemeyerek kolunu tuttuğum elimi sertçe itekledi.
Size biraz Safranbolu Anadolu Öğretmen Lisesi'nin dil sınıfından bahsedeyim, 3 kişiydik sınıfta ve bazı derslerimizi TM bazı derslerimizi de FenB sınıfı ile birlikte alıyorduk. Tüm derslerimiz sohbet ve özel ders havasında geçiyordu, boş derslerimizde birbirimize okula gizlice soktuğumuz ruj ve rimellerimizi sürüyorduk, sınıfımıdaki bilgisayardan müzik açıp eğleniyorduk, aynalarımızı elimizden düşürmüyorduk çünkü lise2ye gidiyorduk ve biz çok süslüydük! 3 kişilik tamamen kızlardan oluşan bir sınıfta olmak ve ara ara başka sınıflarla beraber derse girmek çok eğlenceli bir şeydi evet ve ben bunu bilerek ve isteyerek kendi lehime kullandım. Karamel Fen B'deydi, birlikte Millli güvenlik ve Coğrafya derslerini alıyorduk, ben ders boyu perçemlerimin arkasından karameli izliyordum onun ise umrunda bile değildim. Tüm bunların yanında Gök saçma nedenlerden dolayı benimle konuşmuyordu ama Yılan ile beraber okulun voleybol antrenmanlarına gidiyorduk. Ben onun omzunda Karamel'e ağlıyordum, onun aklı ise benim dönemimdeki FenB'ye bu sene başka okuldan geçiş yapmış olan Lonely Boy'daydı. Bunu bir gün serviste neden ve nasıl olduğunu hatırlayamadığım şekilde Yılan'ın mesajlarını okuduğumuzda farketmiştik ve anlamıştık ki Lonely Boy Yılan'ı istemiyor. Her şey burada başlamıştı işte, Yılan Lonely Boy'un kendini istemediğini farkedip başka avlara yöneldiğinde...
Doğa yürüyüşü düzenlenecek dendi, gezi klübü reklamını yaptı, okuldan Bulak Mencilis Mağarası'na bir okul yürüyüşü düzenleyecektik. Yılan dedi ki "ben karamelle konuşup sizi barıştıracağım. Sen merak etme canım o iş bende." Okulun önünde yola çıkış vaktini beklemeye başladık. Karamel'in arkadaş grubundan birinin "oğlum biz gitmeyelim zaten maç yapacağız yorulmayalım, gidelim maç saatine kadar bilardo oynayalım" dediğini duydum ve diğerlerinin de bu fikri kabul edip yola koyulduğunu gördüm. Bir şeyler yapmak zorundaydım yoksa Karamel'i görmek için katılıdığım bu saçma sapan geziye boşu boşuna gelmiş olacaktım. Hemen görevli öğretmenlerden birinin yanına gidip "hocam bunlar bilardoya gidiyor kaçıyor" diyerek tüm bir grubu ispiyonladım, grup öğretmenden azar yedi ve bize katılmaya zorlandı; izin kağıtlarını ailelerine imzalatmışlardı sonuçta, geziden başka bir yerde olmaları öğretmenin başına iş açabilirdi. Böylelikle yola koyulduk. Yol boyunca Karamel Yılana yaklaşıyor konuşuyorlar sonra yılan beni kolumdan çekiştirip muhabbete dahil etmeye çalışıyordu ama tüm çabaları nafileydi. Sonra ben Kuş'un sesinin ne kadar güzel olduğunu ve onu da kurmakta olduğum müzik grubuna dahil etmek istediğimi söyledim. bu önemli bir ayrıntı, müzik grubunu ben kuruyordum o sıra ama bunun yanı sıra Sü ile de ayrı çalışmaya başlamıştık çünkü okula yeni gelmişti ve diğerlerinden çekiniyor ortaokul döneminden beni iyi tanıyordu ve benimle çalıp söylemek istiyordu. Size bu ayrıntıyı da verdikten sonra geziyi anlatmaya devam edeyim, Yılanın ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum. Beni araya sokmaktan vazgeçmişti ama sürekli Karamel ile birlikte yürüyor, konuşuyor ve flörtöz kahkahalar atıyordu. Onları izlerken her kahkahada bir parça daha ölüyordum, her kahkahada bir bıçak daha saplanıyordu kalbime. Azap gibi gezi bitmiş, dönüş yolunda karameller farklı bir yoldan geri dönmüştü. Tüm bu olayların ardından ben hala ağlıyordum, karamel hala beni umursamıyordu. Ben zaten enkaz halindeyken o kahrolası arkadaş grubu bana müzik grubu müzik aleti yetersiliğinden dolayı çalamayacak olmasına rağmen Sü ile Öğretmenler Günü'nde sahneye çıkacağım için zorbalık yapıyordu. Kendimi ön plana çıkarmak için byle bir şeye kalkıştığımı söylüyor sanki Sü ile olan hiçbir provamıza katılmamış gibi aptal rolü oynuyorlardı. Okuldan sonra babamı arayıp ağlıyordum "baba beni bu okuldan al" diye babam ise hiçbir şey bilmediği için bana okulumun iyi bir okul olduğunu ve mızmızlık etmemem gerektiğini söylüyordu. Okula gitmek istemiyordum çünkü zorbalıkla mücadele edemeyecek kadar yorgundum, birkaç gün rapor aldım, raporumu şeker bayramı ile birleştirdim ve o şeker bayramında karamel'in takım arkadaşı fullspeed(parfümü buydu çünkü) ile yakınlaştık. Tüm bu zorbalıkları, karamel'i aklımdan bir süre için bile olsa aklımdan çıkarmama yardım etmişti.
Tatil bitti,Yılan'a her seferinde soruyordum "Aranızda bir şey var mı? Lütfen varsa söyle bileyim." Ancak her seferinde aldığım cevap aynıydı "Öff Zuko saçmalama. Ben onunla yakın oluyorum ki aranızı yapayım, düzelteyim." YALANLAR VE YALANLAR. Bir hafta sonra, hani şu İstiklal Marşı'nı son tenefüste okuduğumuz zamanlardan birinde son dersimiz TM ileydi. İstiklal Marşın'dan sonra sınıfta oturuyordum ki kızlardan biri öbürünü duvara çekip "KARAMEL YILAN'A SÖYLEMİŞ O DA KABUL ETMİŞ SONUNDA NAZ YAPMAYI KESİP" dedi. Sonra kendimi kızlar tuvaletinde bir kabinde buldum. Kapıyı yumruklayan kızlar vardı, "senin sınıfta olduğunu bilmiyorduk" diyen kızlar, "Zuko lütfen aç kapıyı" diye feryat eden kızlar. Ağlamaya ara verip kendimi biraz olsun toparlayarak kapıyı açtım, son ders bir şekilde geçti, işin en kötü yanı üçümüz de aynı servisteydik ve en az yarım saatlik yolu beraber gidiyorduk. Serviste kendimde değildim. Babamı aradım yine, "Al beni bu okuldan, lütfen al" diye ama babam yine reddetti. Nedenini söyleyemiyordum, söyleyemezdim. Söylesem de anlamazdı. Çaresizdim. Her gün onlarla aynı servite ve aynı okulda aynı koridorlarda olmak zorundaydım. Eve gidince Yılan'ı aradım "beni o kadar darladın ki ben de kabul ettim artık" dedi. Size soruyorum, böyle aptalca bir bahane olabilir mi? Ben o bahaneyi kabul etmedim ve o gece yine yastıklara ağladım, ağlayarak uyuyakaldım. Ben bunları yaşamak için çok küçüktüm, her gün okula giderken, okuldan çıkışta onları yan yana sarılırken, el ele görmek zorunda kalmak bana çok ağır geliyordu. Her günüm aynıydı, okulan geliyordum, kendimi odama kapatıyor ve ağlıyordum. Günler ve saatler bana eziyet etmek için vardı sanki. Arkadaşlarım vardı o zamanlar benim, yanımdalardı, isimlerini vermek istiyorum umarım bana kızmazlar; Melike, Şeyma, Esra, Burçak... Ben size o sene o zor zamanlarımda yanımda olduğunuz için o kadar borçluyum ki...
"Dönecek" diyordum Sü'ye ve Haykolik'e. "Göreceksiniz dönecek. Beni unutamaz" diyordum. Bana birşey demiyorlardı ama inanmadıkları her hallerinden belliydi. Bir ay sonra ben alıştığımı sandım bu duruma. Çünkü bir planım vardı ve bir süredir onu uyguluyordum. Yılana çok çok çok kötü davranıyordum ama Karamel'e üzgün, ezilmiş ve çaresiz rolü kesiyordum. Dedim ya lehime kullandım diye, işte böyle kullandım. Hiçbir şey demiyor, sadece uzun uzun bakıyor sonra bakışlarımı yere indirerek iç çekiyordum. Üzülüyordu, hissedebiliyordum ve bu bana çok büyük bir zevk veriyordu. Birkaç defa Yılanın beni Karamel'e şikayet ettiğine şahit olmuştum Karamel ise Yılana ne alakası var saçmalama gibi şeyler söylüyordu. Sonra bir gün geldi, yine M8im ile Yılan servise bindiğinde "servise goril bindi dikkaaaaat" diye bağırdığımız karamel gelince sustuğumuz günlerden biriydi, ben kaldırabilirim sandım. Ama arka planda Şebnem Ferah, Sertab Erener çalarken buna yetecek gücüm olmayacağını nereden bilebilirdim... Gerizekalıların bu sefer arkaplan müziği bile vardı. Sanki saçma sapan bir romantik-dram dizisindeydim. Ve o gün yol bir nedenden dolayı biraz uzadı. Onlar sarıldıkça ben nefes alamadım, eğlenmeye, arkadaşlarımla sohbet etmeye devam etmeye AYAKTA KALMAYA çabalıyordum ama servisteki hava bana az geliyordu. Sanki nefes alamıyordum. Sanki etrafımız normal zamanda ilerliyor ama onlar ağır çekimdeydi. Karamel servisten indi, Yılan muhabbetimize dahil olmaya çalıştı ama bunu yapamazdım, bu sohbeti olsun ona veremezdim. "Sana soran oldu mu? O soru sana yöneltilmedi çünkü. Kes sesini ve dön önüne" dedim Yılan şok oldu, sesini kesip önüne döndü ama ben hala nefes alamıyordum. Karamel'den bir sonraki yerde ben indim, yılan çantalarını koridordan geçebileyim diye almaya çalışıyordu çantasını teklemeyerek tükürür gibi "seni mi bekleyeceğim be" dedim ve servisten indim. Oturabileceğim en yakın yere oturdum, ağlamaya başladım ve annemi aradım "ben bugün biraz geç geleceğim, yürümek istiyorum, şuradayım şu an" dedim annem yanıma gelmek istedi ama ben hayır dedim. Kendim atlatmalıydım, kendim yürümeli ve bunları sindirmeye çalışmalı nefes almaya çalışmalıydım. Nitekim o gün yine eve girdim, çantamı bırakıp odam gittim, kapıyı kilitleyip yatağıma kıvrıldım, ağlamaya kaldığım yerden devam ettim. Annem kapımı tıklatıp istersem yılanın annesini arayabileceğini söyledi, "bu artık böyle olmaz Zuko, her gün böylesin ben çocuğumu böyle görmek istemiyorum, çok üzülüyorum bir şey yapamıyorum" dedi, bir şey yapamayacağını söyledim. Ertesi gün yine hiçbir şey olmamış gibi okula gitmeye devam ettim.
Sonra maçlar başladı, elele spor salonuna geliyorlardı, ben fullspeed ile oturuyordum, maçlar boyunca her gün şu sırayla bana bakıyorlardı, önce yılan zehirli gözleriyle arkasına bakıp beni süzüyor sonra karamele yaslanıp elini daha sıkı tutuyor, sonra karamel arkasına dönüp özlemle bana bakıp bakışlarını fullspeed'e çeviriyordu ve bakışlarındaki özlem kıskançlıkla ve öfkeye dönüşüyordu. Açık olmam gerekirse fullspeed her gün orada değildi ama orada olduğu günler bu şekilde geçiyordu, olmadığı günler ise karamelin bakışlarının kıskançlık ve özleme dönüşmesi dışındaki her şey tekrarlanıyordu. Ben voleybol takımından çıkmıştım ama yılan oynuyordu ve dikkatimi çeken bir şey olmuştu, yılanın maçı olduğu zamanlarda karamel salonda yoktu, onu izlemeye gelmiyor, PES oynamaya gidiyor ya da içeri gidip başkalarıyla masa tenisi oynuyordu, haykolik ve sü'ye "bakın" demiştim "bakın ben oynuyor olsam Karamel beni izler, benimle gurur duyardı, beni alkışlardı ama o hiçbirini izlemiyor". Onlar yine bana inanmadı, ben ise o dönemde fullspeed'in bir sevgilisi olduğunu öğrenip onunla konuşmayı kestim.
Günler sonra bir akşam, yarı yıl tatilinden bir önceki akşam ben film izlerken telefonuma bir mesaj geldi,
"ne yapıyorsun?"
Sanki o kocaman uzay boşluğu karanlığımda ve yalnızlığımda küçük bir yıldız bana göz kırptı, "iyiyim, film izliyorum"
"ne izliyorsun"
"7 Kocalı Hürmüz, çok güzel film tavsiye ederim"
"İzleyeceğim o halde, iyi seyirler"
"Teşekkürler"
Bu konuşma benim küçük planımın işe yaradığının kanıtıydı, nitekim ertesi gün, okulun son günü yılanla gözümüzün önünde kavga ettiler. Karamel'in bakışlarını üzerimde hissediyordum. Pkanım işe yarıyordu! Sonra tatil geldi, sevgili gibi bir şeyim vardı, ondan ayrıldığım ve çok sinirli olduğum bir anda yine o mesaj geldi "ne yapıyorsun?" sevgilimden ayrıldığımı söylediğimde "onunla çıkacak kadar düşmedim de lütfen" dedi yüzsüz yüzsüz "e sen yılanla çıkacak kadar düştün ya?" İğneleme faslına başlamıştım, hiçbir şey umrumda değildi, artık ben üzgün yalnız ve kırgın küçük bir gül değildim, dikenlerimi çıkarmıştım ama biliyordum ki küçük prens bana aşıktı ve dikenlerime rağmen her gününü benimle beraber gün batımlarını ve gün doğumlarını izleyerek geçirmek istiyordu. "ooooo laf falan sokuyoruz" dedi "sokarım, az yakmadınız canımı" dedim. Sonra ne konuştuk hatırlamıyorum. Ertesi gün oturduğumuz kafede yılanı gök'le beraber gördüm "seninki de burada sen yok musun a ah" yazdım, o şutu o çemberden içeri sokmalıydım, fırsatı değerlendirmiştim, ve beklenen basket geldi "o artık benimki değil"

Zafer benimdi. Oynadığım -burada anlattıklarım ve onların
dışındaki- küçük oyunlar, küçük bakışmalar, iğnelemeler, masumu oynamalar,
yaptığım ve bana yapılan zorbalıklar hepsi, HEPSİ meyvesini vermişti ve gül birkez
daha küçük prensini evcilleştirmişti. İstediği yılana, istediği tilkiye
gitsindi, küçük prens gülüne aşıktı ve evine, gülünün olduğu yere geri
dönecekti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder