Ertesi gün öğle arası benimle konuşmak istediğini söyleyene kadar yüzüne bakmadım karamelin. Öğle arası ikimiz sınıfta oturduk ve bana "eee, beni affedecek misin?" diye sordu. Ben "beni çok üzdün" dedikçe o kafasını daha da sıraya gömdü ve daha çok özür diledi. Ben ağladım, o ağladı. O ağladı benim kalbimdeki buzlar eridi, yelkenlerimi suya indirdim ve edward geri döndü. Nedenini bilmiyorum ama tekrar sevgili olduğumuzu henüz kimseye söylememe kararı almıştık. Bu arada ben yine okuldan uzak bir yere taşınmış ve okula serviste gitmeye başlamıştım. Bu yeni yer onun evine yakındı ama malesef aynı serviste değildik. Her şey güzeldi. Beni seviyordu, ilgi gösteriyordu, sanırım bir noktada tekrar sevgili olduğumuzu insanlara söylemiştik ama ne zamandı ya da nasıldı bilemiyorum. Yani her şey mükemmel gidiyordu.
Tam burada bir not geçmem gerekiyor, babam çok kıskançtır. Lise hayatım boyunca telefonumu kontrol edip bulduğu mesajları okuyor onun şunun öbür mesaj atanın kim olduğu ile ilgili beni sorguya çekiyordu. Yaşadığım psikolojik sorunların çoğuna bunun veya babamın buna benzer davranışlarının neden olduğundan eminim. Her neyse, o eve yeni taşınmıştık. Matematik ödevimiz vardı ve Kara ile kısa yolunu bulmuştuk; kağıdın ön yüzünü ben arka yüzünü o çözüyordu ve birbirimize cevapları gönderiyorduk. Bu esnada Karamel mesaj attı, maça geldiğini (maçlarının olduğu yer yeni evimize çok yakındı) bitince bana haber vereceğini beni çok sevdiğini ve benim için bol bol sayı atacağını söyledi. Mesajı yüzümde gülücük, midemde o klasik ölmeyesice kelebekler ile okudum. Sildim. teste geri döndüm. Ya testleri bitirdikten sonra ya da diğer teste geçtiğimde babam odama girdi, ne yaptığımı sordu; bu esnada mesaj geldi, babam telefonu vermemi istedi ben vermek istemedim babam kaşlarını çatarak ısrar etti ve ben telefonumu vermek zorunda kaldım. Mesaj karameldendi. Babam karameli geri aradı, karamel benim aradığımı sanıp açtı, babam karamele hakaret etti, karamel telefonu kapattı, babam tekrar aradı ve karamel telefonu açmadı. Ben o sırada ağlıyordum ve kendimden, hayatımdan, her şeyden nefret ediyordum. Bana bunun sonucunda çeşitli cezalar verildi ve yasaklar konuldu çünkü "şşşş!! Eğer kızsan sevgilin olması çok ayıp(!)"
Ertesi gün okulda karamelin yanına gittim, kızgın ve üzgün olduğunu gördüm, özür diledim, bunun benim suçum olmadığını bir şekilde göremedi sanırım ama yine de tamam, sorun yok dedi. İçim rahatladı. Mutlu oldum. Ama bana sorun yok demiş olmasına rağmen kötü davranacağını bilemedim. Bütün gün bana rezalet davrandı, bir durum olup olmadığını sorduğumda bir şey yok dedi. Klasik karamelin "seni istemiyorum" davranışıydı bu. O gün son tenefüste bana "öff yeter be! Seninle mi uğraşıcam babanla mı?!"Diye bağırdığında "tamam uğraşmak zorunda değilsin artık" dedim. Ağlayarak yukarı çıktım. Zil çoktan çalmıştı. Sırama geçtim, sıramda otururken ağlamaya devam ettim mi hatırlamıyorum. O kadar küçük ve çaresiz hissediyordum ki... Ders boyunca bir defa bile arkaya onun oduğu kısma bakmadım. Onun bakışları ise okul formamın üzerinden sırtımı deliyordu sanki. Zil çaldı, hemen toplandım amacım hızla öğretmenin arkasından sınıftan çıkmaktı. Öyle de yapacaktım ki karamel koşup kolumu tuttu. Kıpkırmızı gözlerini gözlerimle buluşturdu ve dur diye fısıldadı. Herkes sınıftan çıktıktan sonra özür diledi. Sorunu çözdük. Ama benim kendimi hissettiğim o kötü ve aşağılık yer hiç değişmedi.
Ve 19 Mayıs
19 Mayıs gösterileri için 1 ay önce stadyuma götürülmeye başlandık. 1 ay boyunca her gün stadyumdaydık. İlk haftanın sonunda gösteriye katılacak öğrenci sayısını yarıya indirdiler, bizi oynatmadılar ama yine de servis bizi her gün stada bırakıyor, okul çıkış saatinde de evlerimize götürmek üzere staddan alıyordu. Karamel gösteri grubuna seçildi ben ise gerizekalı bir kızın "ben de oynamak istiyorum" diye ağlaması üzerine gruptan çıkarıldım ve o kız benim yerime geçti. Manga'nın yeni albümü çıkmıştı o sıralar: Şehr-i hüzün. Karamelle albümü su gibi içmiştik. Her şey o kadar güzeldi ki; okulda arkadaşlarım vardı, ve arkadaşlarım tarafından seviliyordum. Çıkışta karamelle kısacık vakit geçirip evlerimize dağılıyorduk, sonunda en yakın kuzenim de karameli görmüştü. Çok güzeldi her şey. 19 Mayıs'ta onun gösterisini izlemeye gittim. Çok sıcaktı bunu hatırlıyorum ama gösteriyi hatırlamıyorum. Sonra beraber oradan çıktık, şehirde gezmeye başladık. Müzik diliyor ve dolaşıyorduk. Karamelin üzerinde mavi ince saten kumaş kostümü vardı. İlk öpücüğümdü. Utanmıştık. Özür dilemişti. Çok çok çok özür dilemişti. Özür dilemesine gerek yoktu. Evlerimize dağıldık.
O sene sonunda yine ayrıldı benden, nedenini bilmiyorum ve hiç bilmeyeceğim. Eminim ki çok saçmadır. Sen ne dersin karamel? Var mıydı bütün bu saçma ayrılıkların bir nedeni? Var mıydı her seferinde dikkatle, güçlükle ve mutlulukla inşa ettiğim kağıt evleri tek nefesle yıkıp arkana bile bakmadan defolup gitmenin nedeni? Kalbime attığın her çiziğin, içimde açtığın her yaranın bir nedeni var mıydı? Yoksa prensimiz sadece bunalıyor muydu?
Tüm yaz ağladım, saçmaladım, bunaldım. mesaj attım ama mesajlarıma cevap gelmedi. Hep onu düşündüm. Ben o yaz Yıldız Tilbe ile tanıştım. Yüksek Sadakat'e dönecek diye söz verdirdim. Karamelden başka hiçbir şeyin önemi yoktu. Ben o yaz Emre Aydın ile her gece ağladım. Ben ağladım kimse duymadı. Bütün yaz arkadaşım Probis ile gitar çaldık kafa dağıttım. Gezdik, dolaştık. Okulların açılmasını daha çok istedim o yaz, çünkü karamel bana kıyamazdı. Çünkü bir kere görseydi beni bir kere konuşsaydı her şey düzelecekti. Nereden bilebilirdim ki bir sonraki senenin yanında bu sene üzüldüklerimin hiçbir şey olduğunu...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder