22 Haziran 2016 Çarşamba

küçük kahverengi kitap



"Sen o okuduğun kitaplar, izlediğin filmlerdeki karakterler zannediyorsun kendini, ama değilsin. Bunu anla artık!"
Demişti sürtüğün biri bana yaklaşık 6 sene önce. Haklı mıydı peki? "Evet" diye düşündüğünü hissediyorum, henüz yazımı yayınlamadan hissedebiliyorum bunu ama aynı onun gibi sen de biraz yanılıyorsun. Evet ben o okuduğum ya da okuyacağım kitaplardaki karakterler değilim. Bu konuda haklıydı, haklısın. Haksız olduğun konu şu ki, ben tüm yazılmış ve yazılacak romanların tüm karakterlerinden birer parçayım. Ben kendi romanımın baş karakteriyim. Klişe değil mi? Umrumda değil. Hepsinden birer parçayım hepsindeki mutluluk, özlem, kıskançlık, nefret, korku, endişe var bende, kimi zaman çok yoğun kimi zaman çok az. Seni bu "aslında hepimiz insan olduğumuz için romanlardaki ve filmlerdeki karakterlerde kendimizi buluyoruz çünkü empati kuruyoruz" diye ezberden cümlelerle sıkmayacağım. Şu an kendime, kendimize itiraf etmekten kaçındığımız ve utandığımız ötelediğimiz ama hepimizin gizliden gizliye düşündüğü bir şeyden bahsedeceğim. Bunun tam bir adı yok ama bundan son derece eminim ki sen de bazen kendini bir film/roman karakteri gibi hissettiğin anlar yaşadın. Öyle bir şey ki sanki o anı dışarıdan izliyormuşsun gibi, sanki hem seyircileri koltuklarında senin beyaz perdede ya da sahnede oynayışını izliyormuş gibi sahneden/perdeden görüyorsun hem de sen de o seyircilerin yanındaymış ve kendinin her bir bilek hareketini, saçının önüne düşen inatçı bir tutamını kulağının arkasına atarkenki utangaç gülümsemeni, sigaranın dudaklarına usulca değişini izliyor ve hayran oluyormuşsun gibi. Öyle bir şey ki havanın yoğunluğunu hissedebiliyor, görebiliyor,havaya dokunabiliyorsun. Havadaki pembe parıltı seni sarhoş ediyor o an. Filmdeymiş gibi hissediyorsun ama için en ilginç kısmı şu ki rol yapmıyorsun. O an, işte o an kendine, kendi hareketlerine hayran oluyorsun. Her şeyin güzel geliyor, uzanışın ya da oturuşun, bakışların, hele ayak bileğini o yöne büküşün yok mu tapılasısın, sen dahil seni sahnede/beyaz perdede izleyen herkes sana hayran o an. Hayır efendim bunu dalga geçmek için söylemiyorum. O an o kadar güzelsin ki dünyanın en iğrenç yüzüne ya da ne bileyim vücuduna sahip olsan bile o an senden daha zarifi yok.


Şöyle düşünmeyi seviyorum, hepimizin zaman zaman ana karakteri olduğumuz bir kitap ya da film var, ele tutamasak, gözle göremesek de var işte, Ve sahne sırası bazen sana geliyor bazense bana. İşte o yoğun o pembe simli o hissedebildiğin anlar ise sahne sırasının sana geldiği anlar.

Ben çoğu zaman o anları yakalarım ve kameraya ya da ne bileyim yazara/okuyucuya gülümserim biliyor musun. Yukarı bakar ve gülümserim. Mutlu anlar çünkü onlar. Mutsuz sahnelerim de var ama onlarla ilgili yazmak istemiyorum. Onlar kavga ettiğimizde oluyor ya da suçlu olduğumuzda ya da kimsemiz olmadığında.

Bazen iyi karakter olmaktan çok sıkılıyorum, round karakter olmak istiyorum. Ben her an güçlü bir karakter olmak istiyorum içi yıkık dökük olan ama en yakınları dahil kimseye çaktırmayan. İçin yıkık dökük olmadan güçlü olamazsın çünkü biliyorum. Bu özelliğe sahipsem diğerine de sahip olmalıyım diye düşünüyorum. Sonra birisi geliyor ve eritiyor duvarlarımı. Yıkmıyor evet ertiyor. Güçlü olmak falan umrumda olmuyor. O zaman anlıyorum ki sürekli güçlü olmak benim için rol yapmak, zaman zaman güçlü olmak ise kendim olmak.

Konuyu dağıttım biliyorum, ama biliyor musun ne düşündüğün umrumda değil ben gerçekten de bir roman karakteriyim, benim adıma şarkılar şiirler bana mektuplar yazıldı. Bazılarını hala saklıyorum. Ben bazı adamlar için unutulamayan kadın, bazı insanlar için yeri doldurulamayacak olan bir arkadaşım bunu da biliyorum. Bunlar içimdeki kitaba harfler ve kelimeler oluyorlar. İçimdeki Kahverengi kapaklı kapağında sadece minik altın rengi çerçeveli dikdörtgenin içinde minik altın harflerle ismi yazan kitaba...

Kitabımı sonlandırmadım henüz, ve evet unutulacak bir 50 sene sonra tamamen, biliyorum. İstiyorum ki hiç bitmesin hep noktakı virgülle kalsın sonu.

Ve sana diyorum ki sakın utanma sahnelerinden. Geçmişteki an'ların her aklına geldiğinde kıkırda kendi kendine sen de. Ve asla unutma ki okuyucuya, izleyiciye gösterilen her küçük şeyin filmde,kitapta önemli bir anlamı olduğu gibi karşına çıkan her insanın, her cümlenin her şarkının, her kitabın hayatında bir yeri ve bir dokusu olacak.

(Bu yazının şarkıları:
Ane Brun - Big in Japan
Ane Brun - Humming one of your songs

Üzerlerine tıklayarak dinleyebilirsiniz.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder