Ben sınıftan minik bir çocuktan hoşlanmaya başladım o dönem, deli gibi hoşlanıyorum ama, ve tüm tenefüslerimiz karamel ile gitar çalarak geçiyor. Çok yakınız yani o dönem. Karamel dedi ki "ben konuşur söylerim çocuğa senin ondan hoşlandığını ama sen de benim Sarı ile konuşmama yardım edeceksin. Neytiri var yanında sürekli ve ben kızla konuşamıyorum" ben de tamam dedim, bu arada bu konuşma yaşanmadan 2 tenefüs önce yukarıda size beni çok da umursamayan diye tanıttığım arkadaşım probis'e demiştim ki "ya karamel çok tatlı değil mi yaa". BİLİYORUM ÇOK ŞIPSEVDİYDİM, EVET.
Karamel ile sırlarımızı paylaştıktan sonra daha yakın olmaya başladık. Kendisi ilkokula giderken gitar çalmayı öğrenmişti ve ben de hatırlamasına yardımcı oluyordum. Karamel bir takımda basketbol oynuyordu, çok da iyi oynuyordu ve tenefüslerde içimde ukte kalan basketbol hakkında konuşuyorduk. Bana NBA 'o4 oyununu verdiği için benim de oyundan öğrendiğim kadarıyla söyleyecek iki üç şeyim oluyordu.
Günlüğüme baktığımda 11 Kasım 2008'de Karamel'in sarı'yı benim hoşlandığım çocuktan kıskanıyor olduğunu ve bana "Bu okulun en yakışıklısı benim değil mi?" gibi bir soru yönelttiğini, benimse "o senden daha şeker" dediğimi görüyorum. O kadar komik ve iç burucu bir konuşma ki şu...
5 Kasım'da ise kıza yazdığı mektubu bana gösterdi ve ben "keşke birileri de beni bu kadar çok sevse" diye düşündüm. Çok kıskandım o kızı, birileri onu bu kadar çok ve bu kadar temiz sevdiği için.
Karamel 6 Kasım'da hoşlandığım çocuğa benim çok da gönlüm olmayarak "zuk'la çıkar mısın" dedi, çocuk reddetti ve ben yıkıldım. Edebiyat sınavı vardı sanırım o ders, sınavını bitiren erken çıkıyordu, biz karamelle hep en önce çıkardık. Sınavımızı bitirip çıktıktan sonra dışarıda kızları beklemeye başladık, sonunda çıktılar, bahçede gezinirlerken ben Neytiri'yi oyaladım karamel kıza mektup verdi. Ya da açıldı. Ya da ikisini de birden yaptı şu an günlüğüme de bakıyorum ama ayrıntı yok malesef. Tek gerçek kızın çocuğu reddettiği.
10 Kasım'da Karamel beni çağırdı okulun balkonuna ve bana "Sarı falan yalan! Ben senden çok hoşlanıyorum" dedi. Eğer beş dakika önce Tiyatrocu'yla aralarında "o kabul eder kesin ha, yok bu inanmaz" diye konuştuklarını duymuş olmasaydım ne olurdu ne kadar rezil olur ya da olmazdım bilemiyorum. Ama günlüğüme baktığımda o dönemde karamel'den hafif hoşlandığımı söyleyebilirim. "ya dalga geçme" dedim, Karamel de "ya lütfen kızma, gül diye yaptım" dedi ve 10 Kasım 2008 Karamel'in diğer kızlara da yaptığı gibi, anahtarlık halkası ile evlilik teklifi'ni bana ettiği ilk gündü.
12 Kasım'da yoğun bir şekilde Karamel'in yalandan çıkma ve evlilik tekliflerine maruz kaldım. Şikayet eder gibi göründüğümün farkındayım ama çok hoşuma gidiyordu. her akşam en az yarım saat telefonda konuşuyorduk. Öğle aralarında yemekhanede beraber yemek yiyorduk. Derslerde Kelebek ile yer değiştirip ben ona kırıldığımda "Zuuk kankacıım canım beniim" "tatlım zukooo tuzlum zukoo" diye şarkılar uydurup sarılıyor yılışıklık yapıyordu. Bu durumdan yine deliler gibi hoşnuttum. Çirkin bir kızdım, dışlanıyordum ve ilgiye açtım.
Ertesi günlerde kelebek'e karamel'in bu ısrarcı evlenme tekliflerinden nasıl kurtulduğunu sorduğumda bana "evet de o zaman vazgeçiyor başkasına sarıyor" dedi. Ve ben o zaman Karamel'e ilk evet'imi dedim. Bu evet o sıralar hiç önemli olmasa da kendisinden çok çok büyük bir kapıya anahtar olacaktı.
Dünyanın en eğlenceli zamanlarıydı. Ben arkadaşlık sanıyordum ama kör gözlerimin gördüğünün aksine bu dönem KOCAMAN BİR flört dönemiydi.
24 Kasım'da "Zuko ben yeni aşklara yelken açmaya karar verdim. Unuttum Sarı'yı. Kelebek'in hoşlandığı biri var bu yüzdeeeen... " dedi ve bana çok aşıkmış gibi bakarak ağır ağır iç çekti. Gün boyu bana seslenip aynı hareketi tekrarladı. Sonra bana bir hikaye anlatmaya karar verdiğini söyledi. Hikaye şu:
"Birgün bir çocuk varmış, bir kızdan hoşlanmış, çok tatlı bir kız da o kızla birlikte olmasına yardımcı olmaya çalışmış, çocuk daha sonra bu tatlı kıza çok aşık olmuş." Sanki sevgilimmiş gibi davranıyordu. canımlar cicimler havada uçuşuyordu ve ben de şakasına eşlik ediyordum. Ertesi gün benim hoşlandığım çocukla masa tenisi oynuyorken "aşkım gelmiiiş" diye bir çığlık kopardı herkesin yanında. "Benim sevgilim elin adamları ile müzik odasında gitar çalamaz" diye kızdı bana yine aynı topluluğun içinde. Ben ciddiye almıyordum, benim için büyük bir eğlenceydi tüm bunlar. Hoşuma gidiyor, gururum okşanıyordu. Günlüğüme bu tarihte "Ya ne oluyo bu Karamel'e? Aşık olmak istemiyorum :( " yazmışım.
Ertesi gün, 26 Kasım 2008'de yine aynı AŞKIMM çığlıkları ile karşılandım okulda. Öğle arası boyunca gitar çaldık, dolaştık. Derste Karamel "tenefüste ikimiz bir konuşalım mı?" dedi. Normalde bu tek bir anlama gelir ama ben o kadar çirkin bir kızdım ve karamel o kadar güzeldi ki bunun dışında her şey olabilir gibi geldi bana. Çıktık tenefüste dışarı, karamel tam tüm cesaretini toplamışken, ben gerginlikten havadaki her zerreyi tek tek görebiliyor ve sayabiliyorken, komedi filmlerindeki absürd sahnelerde olduğu gibi karamelin resim okuyan arkadaşı Balık girdi aramıza pat diye. Tenefüs boyunca tuhaf şakalar yaptı ve ders zili çaldığında yanımızdan ancak ayrılabildi. Sınıfa yürürken karamel bana "zuko, ben senden çok hoşlanıyorum." dedi PAT diye. Ben ciddiye almak istemedim çünkü, biliyorsunuz, kendime güvenim sıfırdı. "Ben de senden hoşlanıyorum sevgili değil miyiz zaten" dedim sırıtmaya çalışarak. Ya bu da geçen seferki gibi bir şakaysa? Ya rezil olursam? İncinen gururumu kim toplayacak? Yüzüne baktığımda yüzündeki çaresizliği gördüm. "Hayır, ben gerçekten çok hoşlanıyorum senden" dedi bana. Ben de yine aynı cevabı verdim "ben de." Sınıfa geçtiğimizde hemen yerine gitti. Neytiri beni kenara çekip "bak karamelle çıkıyosanız söyle lütfen. Ben kırılmam, Ama lütfen öyleyse söyle" dedi. "Hayır, gerçekten sadece bir şakadan ibaret" dedim. O anda kızın arkasında belirdi, Neytiri'yi kendisine çevirip sallayarak kıza "BEN ONU GERÇEKTEN SEVİYORUM O ANLAMIYOR" diye bağırdı. Herkes şoka girdi. Öğretmenimiz tam zamanında girdi sınıfa. Herkes yerlerine geçti, Tiyatrocu ile konuştular fısır fısır ve ben kağıt yazdım Tiyatrocu'ya "bu ciddi mi?" diye. Tiyatrocu ise "yemin ederim bilmiyorum galiba gerçekten de ciddi, morali gerçekten çok bozuk şu an" dedi. "Çıkışta konuşalım olur mu karamel?" dedim, karamel başını salladı.
Zil çaldığında dışarı çıktık, "bak, eğer bu da şakaysa.." dememe kalmadan lafımı böldü "hayır şaka değil çok ciddiyim, ben, senden hoşlanıyorum" dedi. "Bu bir şakaysa gider sana en uzak yere otururum ve seninle lise bitene kadar asla konuşmam" dedim. "Değil şaka falan. yine reddedildim ya! yine ya!" Diyerek arkasını döndü servisine gidiyordu, KARAMEL diye seslendim, "benden okeyi aldın o zaman". (Dünyanın EN GERİZEKALI İNSANI ödülü Zuko'ya gidiyor. Herkes 1 dk utanıyor.)
Bana döndü, yüzü gülücükle aydınlanmıştı, kollarını açtı, tam sarılacakken "ben ne yapıyorum daha çok erken." dedi ve sarılmaktan vazgeçti, o 1.85 boyundaki devasa çocuk sevinçten olduğu yerde birkaç defa zıpladı ve daha sonra bana belki hayatın anlamını, belki çok önemli bir kasanın şifresini verdi, hiç bilmiyorum. Hiçbir şeyi hatırlamıyorum, konuştuklarını duymadım. Ben de onun kadar heyecanlanmıştım çünkü. O zıplayarak ben ise utançtan ve sevinçten önüme bakarak servislerimize yol aldık..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder